Bencilliğin süzgecinden geçmiş sözcüklerle kuruyorum cümlelerimi. Ve yine sevdiğim yazarıma bırakıyorum sözü: “Yaşamın, daha doğrusu yaşamın ortasında, tüm özlemlerimin doyumsuz kaldığını nasıl da algılıyorum. Ama artık yorulmaksızın aramak yok. Aranan yaşantılar arandı. Yaşandı. Bir kısmı gömüldü. Yeniden toprak oldu. Canlılıklarını duyduğum, canlılıklarını birlikte bölüştüğüm bir takım insanlar gitti. Onlar adına, onları da özlemek, onlar için özlemek, onlar için sevmek. İnsan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özelemek, istemek. Onun yanındayken de özlemek, istemek. Oysa yaşam genellikle insanan bir başına kalmasıdır. Uyukuda. Uykuyu ararken. Derin uykuların ötesinde bile zaman zaman düşünde sezinlemiyor mu insan bir başınalığın çaresizliğini. Yollarda. Okurken. Pencereden caddelere bakarken. Giyinirken. Soyunurken. Herhangi bir kahvenin içinde oturan insanlara gelişi güzel bakarken. Hiçbir şey aramazken......Friday, March 23, 2007
alıntı
Bencilliğin süzgecinden geçmiş sözcüklerle kuruyorum cümlelerimi. Ve yine sevdiğim yazarıma bırakıyorum sözü: “Yaşamın, daha doğrusu yaşamın ortasında, tüm özlemlerimin doyumsuz kaldığını nasıl da algılıyorum. Ama artık yorulmaksızın aramak yok. Aranan yaşantılar arandı. Yaşandı. Bir kısmı gömüldü. Yeniden toprak oldu. Canlılıklarını duyduğum, canlılıklarını birlikte bölüştüğüm bir takım insanlar gitti. Onlar adına, onları da özlemek, onlar için özlemek, onlar için sevmek. İnsan yaşamının mutlak en önemli olgusu sevilen bir insanı özelemek, istemek. Onun yanındayken de özlemek, istemek. Oysa yaşam genellikle insanan bir başına kalmasıdır. Uyukuda. Uykuyu ararken. Derin uykuların ötesinde bile zaman zaman düşünde sezinlemiyor mu insan bir başınalığın çaresizliğini. Yollarda. Okurken. Pencereden caddelere bakarken. Giyinirken. Soyunurken. Herhangi bir kahvenin içinde oturan insanlara gelişi güzel bakarken. Hiçbir şey aramazken......SOLUK SOLUGA
Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı. Ama atıldı yine de serüvenlere .Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı. Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı - ki onlar daima birer yalnızdılar .Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup Gitmişti o kentten anımsamıyor artık .Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği. Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine Korkular geçiren o kız nerededir şimdi Sensiz olursam yaşayamam diyen O liseli kız hangi kentte kaldı Ve o sarışın O afeti devran bekler mi hala Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını Üşüten bir acıydı belki her ayrılık Her yolculuk yangınların başladığı yereydi Ama vakti olmadı hesabını tutmaya Aşkların, ayrılıkların ve acıların İstese de kalamazdı vakti gelince Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda Yürek burkulması ve hüzün ve keder Aralıksız doldururdu acıların bohçasını Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi Ay bile soğuktur o zaman Bir buz parçasıdır Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler Biraz da serüvendi yaşamak Belki yatkındı büyük yolculuklara Ki serüvenler daima büyük aşklar Ve büyük yolculuklarla başlar Anıları aşkları ve bir kenti Bırakıp gidebilirdi apansız Apansız başlardı yolculuklar Hangi saatinde olursa günün Ve hep kar yağardı nedense Durmadan kar yağardı yol boyunca Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün Kent görünmez olunca arkada Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun Ne zaman yollara düşse biterdi acılar Gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından Kavaklarsa oynak bir çingene kızı Her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz Ölümdür biraz hep aynı yatakta Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak Kitapları hep aynı raflara sıralamak Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz Soluk soluğa yaşamalı insan Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli Ve cehenneme dönse de bir ömür Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre Ölüme ve aşka durmadan kement atan Serüvenlerle geçsin yaşamak Buz tutmuş bir dünya ortasında Yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla Önünde dağlar, uçurumlar Sarsılan gök, yarılan toprak Çelik uğultularla burgaçlanırken Yaşamak işte öylesine kucaklardı onu Ve her nasılsa keklik sekişli Bir aşkın sevinci dolardı yüreğine Çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa Ne kalmışsa bir önceki serüvenden Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları Bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde Pervasız bir acemi, bir çılgın Soyu tükenen bir bilgeydi belki de... O yalnız kaybetmesini öğrendi ömründe Avucundan dökülen kum taneleriydi her şey Ne bir serseriydi ne de yılgın bir savaşçı Ama kendi kafasıyla düşünen ve hakkında Ölüm fermanları çıkartılan biriydi belki Sevince deli gibi severdi Pervasız severdi sevince Dövüşmek ancak ona yakışırdı Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar Yoktu bağlandığı herhangi bir şey Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından Ne bilir ömrün değerini bir çılgın Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir Ve başarısız eylemler çağında o Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten Yerleşik yargıları olmadı hiç Kurmadı güzel gelecek düşleri Nerede bir yangın, nerede tehlike O mutlaka oradaydı birdenbire Dinsizdi, özgür sayılırdı belki Ama bağlanmazdı özgürlüğe de Hiçbir yerde yeterinden çok kalmadı Beklemedi anılar sarnıcının dolmasını Şikayetsiz yaşadı yaşadığı her günü Yoktu yüreğinde pişmanlıkların izi Ayrıntıların izi kalmamış artık Üst üste yaşanmakta ayrılıklar Ve bir bulut gibi sıyrılıp gidilmiştir Dağların, denizlerin üzerinden Geride kalan ne varsa soluktur şimdi Titreyen kandiller gibi sönmek üzeredir O eski konaklar gibidir anılar Gül bahçeleri, sessiz koru ve orman Belki sağanak boşanır apansız Yüzyıllık bir yağmur başlar Ve sinsi bir hastalığa dönmeden alışkanlıklar Yok olup gider her şey, belki kül olur Hırçın bir okyanustur yürek Dar gelir ufuk ve mutluluklar çevreni Anılarsa birer çıban izidir Yaşanmaz onların ölgün gölgesinde Durgun bir su gibi aktı mı yaşamak Ve zaman uysal bir kısrak gibi dinginleşti mi Anısız kalınmıyor artık ne yapılsa Kuşatıyor yolları, aşkı ve ömrü Bekleyişleri kemiren çakal sesleri Oysa bütün köprüler yakılmalı ayrılık vakti Ve herhangi bir şeyle eşit olmaksızın Yollara düşülmeli habersiz ve sessiz Çürük bir diş gibi kanırtıp kentleri Dünyanın ağzını kanlar içinde bırakmalı Bir ömrün olgunlaştıramayacağı acemilikler toplamı ve bir çılgın boyun eğmedi kendine bile seçme zorunda kalmadı yaşamayı nasıl bağlanmadıysa yere ve zamana bağlanmadı kendine de ömür boyu dağlara tırmana atlar gibi soluk soluğa yaşamak istedi dünyayı bir şahin gibi bulutlara kurdu dumanlı sevdaların yörük çadırını sıradan bir gezgin değildi hiç dövüşür gibi yaşadı yolculukları belki korkusuz sayılmazdı büsbütün korkardı korkulara düşmekten zaman zaman ve bütün gemileri yakıp yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla mutlu muydu, hiç düşünmedi böyle şeyleri umutlardansa nefret etti daima hep yanıldı ve yenilgilere uğradı ama atıldı yine de serüvenlere pervasız bir acemi soyu tükenen bir bilgeydi belki de Ama bir şey vardı yine de Başarısız ihtilallerden kendine kalanBüyük aşklar yolculuklarla başlar ve serüvenciler düşer bu yollara ancak Onlar ki dünyanın son umudu soyları tükenen birer çılgındırlar Ama yaşarlar dünyanın dört bir yanında Ölümle alay ederler sanki Nerde beklenirse ordaydılar bir kez bile gecikmediler ömür boyu Neydi onları ordan oraya savurup duran şey Onları daima yalnız kılan neydi bu yaşam denilen gürültüde Her dilden bir adları vardı onların ama hiçbir ülkenin kimliğini taşımadılar Sarışındılar belki de esmer yani birçok yüzün bileşkesi Ne altın arayıcısıydılar ne de aylak bir gezgin Vurulup düşseler de her kuşatmada serüvencidir onlar ve hiç ölmezler Ki onlar hep yalnızdır ve her nasılsa Bulurlar heder olmanın bir yolunu Onlar ki bu dünyada kahraman olmaya mahkumdurlar Sislenen anılar kaldı bize onlardan renkleri bozulup duran solgun anılar Nasıl yazmalı ki silinip gitmesin bulutlar gibi çekilmesin gök boşluğuna Bileği güçlü ve gözüpek avcılar mıydı onları kuşatıp yeryüzü cennetinden atan Yoksa kendini tüketen hüzünler miydi vurulup düştükçe ışığını karartan O serüvenlerin günlüğü tutulmadı yazılmadı o insanların destan şiiri Parça parça ettirilseler bir kartala (ki sanırım böyle oldu sonları) Fışkırır yüreklerinden başarısız ihtilallerin yangınları (Ahmet Telli)
Thursday, March 22, 2007
Thursday, March 15, 2007
kornet pizzaaaaa
Bana tek boyutlu pizzanın lezzetini vermesede ,ayrı bir lezzet olarak değerlendiririyorum. Benimiçin pizza yemek değil hoş bir şey yemek gibi oldu.
Herkese sevgiler.
Sunday, February 4, 2007
Ilgaz, Anadolu'nun sen yüce bir dağısın
Kar benim için soğuk ve ıslanmaktan ibaret birsey ki bu konularda konforuma düşkünüm. Herneyse, olağan üstü manzaradan ve beyazlığın güzelliği resmen havamı değiştirdi gerçekten dağ havasi ve beyazlığın güzelliği beni çok mutlu etti. Doğru kıyafet seçimi ise gercekten soğuktan ve ıslaklıktan korunmanıza olanak sagliyor. Herşey bu kadar güzelken ve buralara kadar gelmişken artık kayak yapma girişiminde bulunmadan dönmek çok ayıp olurdu tabi. Bizde çocuklar gibi şen gerekli herseyi otelin kayak odasindan kiralayip piste çiktik. Biraz cahil cesareti, biraz türk işi tavrımızla hoca tutmayı gereksiz bulduk ve kara düzen bir yöntem izledik.(büyük hata olduğunu kabul ediyorum). Allahtan sakatlanmadan dönebildik. Küçücük bir yamaçta sürekli kayma denemelerinde bulunduk ,kar sapanı çalısmalari yaptik ki en azindan durmayi öğrenelim .Biraz bezdirici bir durum tabi 5 sn kayıp sonra kayakları ayaktan cıkarıp tekrar kayacağınız yükseltiye kadar onları taşımak çok yorucu idi .Kar topu oynayanların arasinda kalmak da çabası tabi .Tatilden akıllarda en net olarak kalan anı benim durmayi başaramayıp düştüğüm bir anda kar topu savasinin arasinda kalip zorla ayaga kalkmayi başarip ;kar topu oynayan çocuklara ‘o kartopu bana gelmesin!’ diye söylenmem oldu.Yeni yıl gecesi ise saat 24 ten hemen sonra yürüyerek zirveye tIrmanma karari aldik ilk başta çılgınca bir fikirmis gibi gelsede hayatta kaç kez yapma şansımız olur ki deyip tırmandık .Gecenin sessizliginde hic kimseler yokken karda uzanip gök yüzüne bakmak çok hoş bir duygu. Bunun dişinda özetle kar sporlari beni cok cezbetmedi. Belki bir iki doz dersle farkli duşünebilirim. Bakalim zaman ne gösterir. Görüşmek üzere
Friday, December 29, 2006
EN TEMİZİNDEN BİR YIL
Ankara'da arkadaşlarımla buluşup oradan Ilgaz'a gitmek için.Bu mübarek Cuma akşamı yola çıkacagım ama tatilin ilk günü olması sebebi ile trafik meselesi beni oldukça geriyor.Zaten normalde bir seyahat gerginliğim olur ama bu iyice perçinledi.4 milyon yılıdır atalarıızdan genlermize miras kalan özelliklerimizden geliyormuş bu seyahat gerginliği biliyor muydunuz?
Onların göç ettikleri zamanlardan kalan gerginlikleri,göç psikolojisi.....
Yeni yıl ve bayram Ilgazda geçecek .Dönüşte tabiki izlenimlerimi paylaşacağım .Herkese mutlu yıllar ve mutlu bayramlar diliyorum.sevgiler.
Monday, December 25, 2006
ankara'ya gitmenin en güzel yanı :)
Çünki benim için Ankara sadece7,8,9 yaşlarımda göz doktoruma kontrole gittiğim bir sehir idi.Sadece babacığımla ikimizin yaptıgı otobüs yolculukları demekti birde.Sanırım Babamla arkadaşlığımda bu sadece birlikte cıktıgımız gezilerin ve Mersin’deki uzun yürüyüşlerin yeri çok büyük.Bunların ayırdına henüz varabiliyorum.O yaşlarda Ankaraya dair aklımdaki en belirgin şey trafik ışıklarında çok fazla insanın bekleyip yeşil ışık yandığında 2 güruhun karsı karşıya geçerken yarattığı karışıklıktı.Kurallara çok bağlı,kocaman bir memur kenti idi.
Şimdi gittiğimde neler hissettim ?
Fazlası ile köşeli ve beton bir şehir,İstanbul dan sonra hiç yeşil değil, kesici bir soğuğu var ki kar altındaki Viyana bile bu kadar sert değildi.İstanbuldaki Bağdat caddesine tekabül eden Arjantin Caddesi popüler mekanların ve pahalı markaların bulundugu bir yer.Genelde gördüğüm dersanelerden çıkan teenagelerin buralarda fazlaca takıldığı idi. En yeni ,en şık ,en pahalı aksesuarlar ve kıyafetler konusunda seçkiler sunabilecek bir profil var.Ama dikkat ederseniz Bağdat caddesi ile benzeştirdim Nişantaşı ile değil ,Nişantaşının kendi karakteristiği var çünki ;Bağdat caddesini ise biraz zorlama buluyorum .
Haaaa tabi yediğim içtiğim ne oldu die merak edenler için Ankaranın yerel bi lezzeti olmasada Erzurum’un meşhur cağ kebabından yedim ;
Konya'da yatık döner, Eskisehir'de oltu kebabı ve Erzurum'da da cağ kebabı adiyla bilinen kebap, kiyma icermeyen koyun etinin bir demir uzerine sarilmasiyla yapılıyor, ve odun ateşinde çevriliyor.. döner, az pismis olarak yatik durumda iken şiş üzerine parca parca kesilerek alınıyor .Bu kısa ve küçük şişlere cağ adı veriliyor aslında , bir muddet daha şiş ile birlikte ateşte bekletildikten sonra servis ediliyor..
Tüm bunlardan sonrada Ankaraya gitmenin en güzel kısmı geliyor “İSTANBUL’A GERİ DÖNMEK”