Friday, October 7, 2016

Sağlıklı Brownie





Süt, kahve ve çayın en güzel eşlikçilerinden brownie, kek ile kurabiye arası bir doku. İlk reçete 1893 de Chicago'da Palmer House Hotel in mutfağından çıkmış. Bir etkinlik için otelin patronu pasta şefinden yemek kutusuna kolay sığacak, yemesi paydan daha kolay bir tatlı istemiş ve ilk tarif cevizli, glaze kayısılı olarak yapılmış. Aslında ortaya çıkan bu tatlıya brownie denildiğine dair bir kanıt da yok.  Tarifin bu ilk halinde çikolata olmadığından aslında bu haline blondie denilmekte. Meraklıları için Palmer House Hotel aynı tarifi hala uygulamaktaymış. Tarif zaman içerisinde değişiklilere uğruyor ve son hali 1906 da hem blondie hem brownie olarak tarif kitabına giriyor.

Tabi günümüze  geldiğimizde biz bunu nasıl daha sağlıklı, faydalı hale getiririz düşüncesi ile yepyeni tarifler ortaya çıktı. Başak Organikten sevgili Ayten hanım ithalatını yeni tamamladığı mis kokulu organik hindistan cevizi unundan bana da gönderince ben de bu tarifi uygulamak istedim Sizler ile daha sağlıklı olduğunu düşündüğüm bu tarifi paylaşacağım. Glutensiz, rafine şekersiz, laktozsuz, . Daha ne olsun değil mi?


Yumurta ve şeker mikserle iyice çırpıldıktan sonra ceviz dışındaki tüm mazemeler eklenerek karıştırmaya devam edilir. En son cevizler eklenir.  180 derecede 30 dakika pişirilir. Brownienin ortasının nemli kalabilmesi için küçük derin bir pişirme daha  uygun. Ben en küçük boy kare borcam tercih ettim ve pişirme kağıdı kullandım...
Seval'in notu: Hindistan cevizi unu ve şekeri daha tanecikli bir yapıda ben  eleyerek  kullandım. Hindistancevizi unu yapısı gereği akışkan bir karışım beklentiniz olmasın. Daha ıslak seviyorsanız pişirim süresini kısaltmak uygun olacaktır.

Thursday, August 18, 2016

Ev Yapımı Sağlıklı Dondurma


Ev yapımı dondurmayı uzun zamandır paylaşmak istiyordum. Bir türlü çektiğim fotoğrafları beğenemediğim için paylaşamadım.  Bugün "mükemmellik iyinin düşmanıdır" diye düşünerek koyuverdim.  Bu günlerde aklıma dolanan diğer bir konu da "cehalet erdemdir", az biliyorsan daha mutlusun gibi geliyor.

Bu tarif aslında dondurmanın tam da ilk çıkış dönemlerindeki hali aslında. Adetimiz olduğu üzere dondurmanın geçmişine değinecek olursak karşımıza 3000 yıllık bir geçmiş çıkıyor. Roma İmparatoru Neron un çeşnicibaşısının keşfi aslında. Neron'a değişik bir tatlı sunmak için dağdan karı toplayıp sıkıştırmış ve üzerine bal döküp çeşitli meyveler ile servis etmiş. Neron da bu tatlıya bayılmış ve köleleri dağlara kar toplamaya göndermiş. Bu adete bizim topraklarımızda  karsambaç dediğimiz, kara pekmez karıştırıp yeme şeklinde rastlıyoruz. Arabistan ve İran topraklarına doğru geldikçe  şerbet konusunda da değindiğimiz gibi buzlu meyveli içecekler (sorbet) olarak rastlıyoruz. 

İlerleyen yıllarda Marco Polo Çin seyahatinden elinde farklı dondurma reçeteleri ile dönüyor ve İtalyanlar bu tarifleri geliştiriyor. Fransa kralı II. Henri ile evlenen Floransalı Catherine de Medici  ve beraberinde giden aşçılar ile de Fransaya ve sonrasında 17. yy da tüm Avrupa'ya yayılıyor. 19 yy. da soğutucu makinaların çıkması ve külahın çıkması ile de artık dondurmanın da endüstriyelleşmesi başlıyor.
Tam da bu noktada ben en eski tarif modeline geri dönüyorum. Paketlenmemiş, içine şeker konulmamış hali ile.
Oldukça basit bir tarif aslında . İstediğiniz meyveleri küçük parçalara ayırarak buzlukta donduruyorsunuz. Donmuş olan meyve parçacıklarını buzu kırabilecek güçte bir el blender ı ya da mikser ile eziyorsunuz. Miksere koyduğunuz anda  isterseniz içine bal, agave şurubu, pekmez, dilediğiniz bir tatlandırıcı ekleyebilirsiniz. Yoğurt, süt ya da vaganlar için hindistan cevizi sütü ilave edebilirsiniz. Krema kıvamında bir hal alan bu karışımı çok derin olmayan bir kaba koyup yeniden dondurup 30 dk sonra çıkartıp kaşıkla karıştırıp servis edebilirsiniz. Muzu baz meyve olarak düşünebilirsiniz, gerek tatlılığı gerekse kıvamı olarak güzel bir bağlayıcı. Muzu baz alıp istediğiniz değişik meyveler ile farklı tatlar yaratabilirsiniz.
Fotoğrafta gördüğünüz karışım sadece olgunlaşmış muz ve muhteşem bir aromaya sahip topatan kavunu ile yapıldı. Ben üzerine birazıcık çiğ ve şekersiz kakao serperek yedim. Dilerseniz kakaoyu mixer aşamasında içine de koyabilirsiniz.
Diğer önemli kısmı bu karışımları çubuklu  dondurma kaplarına koyup dondurarak çocuklarınıza  rahatlıkla önerebilirsiniz.  Arda'nın bayıldığını söyleyebilirim. Deneyen herkes için şimdiden afiyet olsun. 


Tuesday, August 9, 2016

Ferahlatan Reyhan Şerbeti






Şu sıcak yaz günlerinde ve bir o kadar sıkıntlı günlerde bedenimizin ve ruhumuzun ferahlamaya ihtiyacı var. Serinliği ile susuzluğumuzu, kokusu ile ruhumuzu ferahlatacak reyhan şerbeti yapalım istedim. Daha doğrusu yaptım, ferahladım size de anlatayım istedim. Biraz Seval'ce bir uygulama oldu. Tarifte yaptığım değişikliklerden de bahsedeceğim.
Alışkanlığım olduğu üzere kısaca şerbet in geçmişinden, çıkışından bahsedecek olursak; şerbetler günümüzün birbirinden "sağlıklı" içecekleri ortaya çıkmadan, özellikle doğu toplumlarında ferahlatıcı olarak yüzlerce yıldan beri yapılmakta.  Şerbet, şarap, şurup arapça da içmek anlamına gelen Şariba kelimesinden türemiş. Uzantısı olan "sorbet" olarak bildiğimiz tatlı ise şekerli buz dan geliyor. Şurup  ile şerbet arasındaki kavram kargaşası için aydınlatıcı bilgimiz de şu olsun: şurup kaynatılarak daha koyu hale getirilmiş öz, şerbet ise şurubun sulandırılarak inceltilmiş hali oluyor.
Bugün tarifini paylaşacağımız şerbete konu olan Reyhan bitkisi ise hani salatalarda kullandığımız. kokusuna bayıldığımız, zaman zaman adı fesleğen ile karışsa da mor olanı diyelim. Reyhan ismi aslında bir çok yerde güzel kokulu olan neredeyse her bitki için kullanılır olmuş. Yemek ve salatalarda tatlandırıcı olarak kullanılmakla beraber , öksürük kesici, iştah açıcı, baş dönmesini durdurması gibi birçok faydası da var.
Şimdi tarife gelecek olursak.  Ben orjinal reçeteyi yazıp yanına kendi tercihlerimi yazarak anlatayım.

1 demet reyhan
2 LT su
1 su bardağı toz şeker ( Yarım su bardagı palmiye şekeri kullandım)
1 çubuk tarçın  ( Reyhanın tat ve kokusunu baskılamasını istemediğimden koymadım. Ramazan şerbeti havası olsun istemedim)
6 adet karanfil  ( Tarçında yazdığım aynı gerekçe ile 3 adet koydum)
1 limon suyu    ( Yarım tane kullandım. Karışımın tadı bana o şekilde iyi geldi)

Derince bir tencereye 2 lt suyu koyuyoruz. Reyhan dışında tüm mazemeleri içine atıp kaynatıyoruz. İşte ben tam bu aşamada şekeri atarken kendi istediğim damak tadına gelene kadar azar azar attım ve istediğim tatlılığa ulaştığında kestim. Limonu da direkt yarım olarak kullandım ve tat bana yeterli geldiği için orada kestim.Bu hali ile karışım kaynayana kadar bekliyoruz. Şerbet sıvımız kaynadıktan sonra  altını söndürüyoruz, yıkanmış bir demet reyhanımızı  kaynamış suyun içine koyup  üzerini kapatıyoruz ve demlenmesini bekliyoruz. Şerbet ılıyınca da içinekileri süzüp soğutmak üzere dolaba alıyoruz.

Buz gibi olduğunda ise lıkır lıkır içip ferahlıyoruz.
Deneyen herkese şimiden afiyet ve serinlik ferahlık olsun.



Monday, July 4, 2016

Vanilyalı Karadut Reçeli





Reçelin hikayesi güzelim yaz meyvelerini başka mevsimlere taşınmak isteyince ortaya çıkmış. Meyveyi şeker ile pişirmek onu bozulmadan korumaya yarıyor. Tabi o zamanlar şeker dediğimiz direkt şeker kamışının kendisi. Endüstriyel herhangi bir işlem görmemiş. Şeker kamışının bu topraklara kadar gelmesi de Pers İmparatoru Darius'un Hindistanı işgali sırasında askerlerinin şeker kamışını keşfedip, İran'a getirmeleri ile oluyor ( M.Ö510).
7. yüzyılda ise Arap Müslümanlar şeker kamışı ile tanışıyor ve kaynatarak şerbetini yapmaya başlıyorlar. Bu tarihsel süreçle sizi çok sıkmadan özetle; reçeli Müslümanların keşfettiği söyleniyor.
Önceleri sadece bayramlarda ve uzun kış gecelerinde misafirlere ikram edilen bir yiyecek iken sarayların ve dergahların vazgeçilmez yiyeceği halini alıyor.
Geçmişteki kahve içme ritüelin de de reçele rastlanıyor. Amaç kahve öncesi ağzı tatlandırmak. Kahve şekersiz içiliyor ve fincanlar  servis edilirken tepsinin ortasında içi reçel dolu gümüş bir kase bulunuyor. Herkes bir kaşık reçeli alıp içi su dolu bir bardağa kirli  kaşığı geri bırakıyormuş. Bazı gezginlerin yazılarında bu konuya sarayın cimriliği olarak yaklaşılsa da konu aslında hijyenle ilgili. Aynı kaptan yenilen reçelin içine kullanılmış kaşık girmemesi için.
Şimdilerde ise reçele rafine şeker, glikoz,  fruktoz daha neler neler konuluyor. Üniversite yılları hariç hazır reçel aldığımı hatırlamıyorum.Son yıllarda ise en sağlıklı ne ile tatlandırırım derindeyim.
Bugunki tarif palmiye şekeri ile yapılmış karadut reçeli.
Haftasonu böğürtlen ağacı gibi görünüp aslında ters dut ağacı olduğunu keşfettiğimiz ağaçtan reçel niyetine toplamıştım, oldukça da tatlılardı

500 gr karadut
Küçük çay bardağının 1/4 ü kadar palmiye şekeri ( bu sayfada gördüm)
1 çay kaşığı tereyağı
Yarım limon suyu
Yarım çay kaşığı vanilya özütü

Bu sefer değişik ve pratik bir pişirme yöntemi tercih ettim. Memnun da kaldım. Genelde şeker meyvenin üzerine serpilir ve akşamdan sabaha bekletilir.
Ben bu sefer ilk önce karadutları tencereye koydum. 1 çay kasışı tereyağı ve 1 çay bardağından biraz daha az su ekledim. Yıkanmış olduğu için dutlar biraz sulanmışlardı. Tereyağının iki fonksiyonu var hem köpürmeyi engelliyor hem de reçele parlaklık katıyor.
7 dk kadar pişen dutun içine çeyrek bardak palmiye şekerini ilave ettim. 15 dk bu şekilde piştikten sonra yarım limon suyunu ve vanilya özütünü ilave ettim. Bu noktadan 1-2 dk sonra kapatabilirsiniz aslında. Ben çok sulu reçel sevmediğim için suyu istediğim noktaya gelene kadar biraz daha pişirmeye devam ettim.
Palmiye şekerinin çeyrek bardak olması da  benim damak tadıma göre. Azar azar ekleyip istediğim şekerli tada geldiğinde durdum. Siz de bu yöntemi kullanabilirsiniz.

Tavada ısıtılmış güzel bir ekşimaya çavdar ekmeğini üzerine de çok güzel olurdu benim aklıma İtalyanların mascarpone peynirini tatlıda kullanmalarından esinlenerek, lor peynir ile tatlı formunda servis etmek geldi. Lor peynirim çok kuru olanlardan değildi. Ezine ve tuzssuz bir lorudu. ıslak ve yapışabilen bir doku. Ordorv şekillendiirici ile bir lor zemini yaptım. ortasına daha minik bir delik açarak karadut reçeli ile doldurdum. Tatlı ve tatlı olmayan lezzetler bir arada iken çok hoşuma gidiyor. Bu güzel mor reçel ile güzel bir cheesecake giydirmesi de yapılabilir bence. Umarım siz de beğenirsiniz...


Wednesday, October 15, 2008

Krizin ortasina Amerika

cok cok uzun zaman oldu ,13 gun oldu sanirim .chicagodayim .krizin ortasinda ve secime az kala burada hersey bana gore ayni. bir kac madde de aklima dusenler.

-aynen bizim ulkemizde oldugu gibi carsi pazar dolu.hani bizde diyoruz ya all alla demekki paraa var herkes nasil oluyor da bu kadar alisveris yapiyor die.herkes kartla harciyor.

-secimlerde obama acik ara onde gorunuyor bende onu destekliyorum ama bir yandan da birbirinden farkli degiller diyorum.obama iraktan cekilelim diyor ama iraktan cikip afganistana girmeyi dusunuyor. vergileri orta kesimden degil ust kesimden ve buyuk sirketlerden alacagim diyor ama o zmanda sirketler isci cikartiyor.iste klasik ekonominin paradoxlari.

-obamaci degilseniz ayrimci olmakla itham ediliyorsunuz.tabi birisi sadece siyah oldugu icin mi secilmeli buda baska bir dilemma.

-ama bence zaten bu ulke hala ayrimci yani sehrin kuzeyi ve guneyi var ve guneyde tamamen siyahlar yasiyor.gecenlerde kezban hateminin bu ulkede azinlik olmadigim icin mutlu hissediyorum dedigini okudum.azinlik olmak yasanmadan anlanibilinecek birsey degil gercekten. burada siyahlarin oldugu bolgedeyim ve sapsari beyaz bir sekilde ortaliga aciktiginda ister istemez tuhaf hissediyorsun.bakilsar degisiyor vs vs vs

-ama iste baska ulkelerin demokrasilerinden kendini sorumlu hisseden amerikada hala sinifsal renksel ayrim var.

-ve siyahlarin oldugu bolgeye genelde beyaz polisler veriliyor.

-tv de surekli saglikli yemek pisirme programlari ve tam zamanli fitness kanallari filan var ama hala herkes kocaman.ama sehir merkezinde gokdelenlerin arasinda minicik taytlariile kosuya cikmis insanlarla da karsilasiyorsun.

-hersey sanki bir goruntuden ibaret michigan ave.buranin merkezi gorkemli yeri ,tum luks magazalar falan filan.arka caddeden yuriyeyim dediginde hic ama hic birsey yok.bombos sokaklar. neredeyse hic dukkan yok ondeki ihtisamli binalarin arkalari sadece.buralarda oel avrupadaki gibi sokak kesfetmece yok.NY yi ayri tutmak lazim belki.

-kiyafet konusunda inanilmaz rukusler.magazalardaki herseyi cok zevksiz buluyorum .ust segment department storelarda manola blahniklere filan baktim yeminle soyluyorum bizim laleli de rusya icin yapilan ayakkabilarla ayni kalitede.laboutine ler filan gusel ama yerlere goklere sigmayan bircok marka bence dokuntuden ibaret
-allahim egitim ne kadar pahali hukuk yada tip filan okumak icin 300 bin usd vermeyi goze almalisiniz sadece okul icin .ama en cokt aonlar kazaniyor. okumak icin zengin olmalisin ve bitirincede zenginligine zenginlik katiyorsun. ogrenciler kredi kullaniyorlar okul icin.
-0 faizli kredi kartlari var. 6 ay yada 1 yil faizssiz sana para kullandiriyorlar.1000 usd alisveris yaptin azar azar odeyebilirsin nasil olsa faiz yok.
-department store kartlari ornegin macy"s; efendim premium kartin olunca tek farki belli adet hediye paket ettirme hakkin oluyor.ama burda hediye paketlettirmek 20-25 usd.
-oyle atm nin onunde araba ile durim -sinyalleri acik birakiimbir para cekim geliiim yok .dit dit arkandalar hemen ticket-ceza oduyor sun.
-marketlerdeki otomatik odeme kiosklari super gidip makinaya aldiklariniokutup ister nakit ister kartla makinada odeme yapip cikip gidebiliyorsun.
-himm yeme icmeden cok bahsetmedik ama en sevdigim sey outback avusturalya restorantinda yedigim steak-coco nut roasted shrimp veeee thunder down under die bir tatli yani ustu dondurmali bir brownie ama oyle boyle degil.
ist eoyleyken boyleeeeeee
ozetle ameriak cok bena gore bir yer degil .hersey cok yuzeysel ve yapay.ama istanbulum oyle miiiiiiii cok ozledim cooook

Wednesday, September 10, 2008

Galata Kiva Han


Anadolu yakasındaki Çiya restoran herkes bilir.İşte Çiya nın Avrupa yakası versiyonu ise Kiva Han.Yani yöresel Anadolu yemeklerini tadabileceğiniz nadir yerlerden biri.Uzundur gitmek istiyorudum. Ankara'dan aniden gelen ve dışarda iftar açmak isteyen bir arkadaşımız olunca hemen aklıma burayı denemek geldi.Öncesinde konuğumuza Galata kulesi turu da yaptırmış olduk:) Benim 3. yada 4. çıkışım ama yine de keyifli İstanbul'a oradan bakmak.Bugünlerde İstanbula hep tepeden bakar olduk:)


Gelelim Kiva Han'a bence yemekler çok güzel.Zengin bir deneme yapmak istediğim için ben de iftar menüsü aldım.Uzun uzun anlatmaktansa menüyü buraya koyuyorum:) Yemekler süperdi.Ayrıca aylül ayının Lezzet dergisinde Kiva'nın şefi bu lezettli yemek ve şerbetlerin tarifinide vermiş.mutlaka edinin derim. Sübye,sumak şerbeti,yeşil şifa şerbeti neler neler....
İlk başta porsiyonlar küçükmüş gibi gelmesin sanki çorba az ,zeytinyağlı az gibi; çok feci doyuyorsunuz.Ve fiyat kesinlikle çok uygun.Yakında restorantın ikinci katı da açılacak ve hatta diğer katlarda otel haline getirilecekmiş.İçkili bir restoran.Ancak iftar vakti içki soran bir turiste saat 9'dan sonra servis yapabiliriz diyerek oradakilere de hassasiyet gösterdiler.Tutanla ilgili birşey olmasa da ince bir davranıştı.İlgilenenler için :http://www.galatakivahan.com/2.htm